bisiklet
Bisiklet, insan gücüyle yürütülen, iki tekerlekli bir taşıt aracıdır. 1790 yılına gelinceye kadar, iki tekerlekli bütün taşıtların tekerlekleri birbirine paraleldi. O tarihte Kont Sivrac, tekerlekleri yan yana değil de, arka arkaya olan ve bugünkü bisikletin ilkel bir örneği sayılabilecek bir araç yaptı. Bu tekerlekler, aynı zamanda üzerine oturulabilecek bir tahta parçasıyla birbirlerine bağlıydılar. Kont'un Fransızca'da "hızlı-gider" anlamına gelen "selerifer" adını verdiği bu araç, eller düşey bir kola tutunmuş olarak ve ayakları art arda yere vurup hız almak suretiyle yürütülebiliyordu. Daha sonra, Fransız Büyük Devriminin Direktuvar döneminde, gösteriş düşkünü gençler, bu araca pek merak sardılar. O çağda, oturulacak yerleri at, deniz kızı, yılan ya da aslan biçiminde olan ve "velosipet" denilen bisikletler ortaya çıktı. 1818 Nisan'mda, Paris'liler, Tuileries Sarayı'nın bahçesinde, Baron Drais von Sauerbronn'u, kendi buluşu olan oynar-direksiyonlu bir "velosipet"le dolaşırken gördüler. Bu âlet, çok geçmeden, Fransa'da ve ingiltere'de büyük ilgi gördü. 1855'te François-Pierre Michaux adındaki araba yapımcısı, bisikletin ön tekerleğinin miline bir pedal takmayı denedi. Böylece, bisikletin hızı, hareketi sağlayan ön tekerleğin çapına bağlı oluyordu. Bunun sonucu olarak, ön tekerleğinin çapı 1,5 metreyi bulan, arka tekerleği ise oldukça küçük bisikletler yapıldı. Ne var ki, bu bisikletlerin üzerinde dengede durabilmek, gerçekten cambazlık isteyen bir işti. Araçta bir fren düzeni de yoktu. Binici, ancak bisikletten atlamak suretiyle inebiliyordu. 1879'da ingiliz Lawson, pedalın hareketini bir zincirle arka tekerleğin miline iletmeyi gerçekleştirdi. Aracın ön tekerleği yine büyük çaplıydı. 1885'te J. K. Starley, iki tekerleği de aynı çapta olan bir bisiklet yaptı; "Rover" adını verdiği bu bisikletin bugünkü bisikletlerden pek farkı yoktu. Daha sonra bisiklete, araç hızla giderken ya da bir yokuşu inerken, pedalın dönmemesi için zinciri boşa almayı sağlayacak düzen ile fren ve vites düzenleri ilâve edildi.11 Şubat 2010 Perşembe
Süt asit mi bazmı
10 Şubat 2010 Çarşamba
Evimizdeki makinele
dikiz deliği
Görünmeden görmek, insanoğlunun en eski isteklerinden biridir. Bu istek, efsanelerde, peri masallarında, hattâ modern hikâye ve romanlarda bol bol dile getirilmiştir.
Dışardaki insanların meraklı bakışlarından korunmak için birtakım düzenler yapılmıştır: Pancurlar, jalûziler, perdeler gibi... Dış kapılara yerleştirilen dikiz delikleri ise, görünmeden görmeyi sağlayan araçlardır. Dikiz deliği, küçük bir mercekten yapılmıştır. Tıpkı dürbünün tersiyle bakıldığında olduğu gibi, kapı önündeki sahanlığın küçük bir görüntüsünü verir.
elektrik zili
Elektrik zilinde, önünde salınır bir armatür bulunan küçük bir elektromıknatıs vardır. Akım geçtiği anda, elektromıknatıs, armatürü çeker. Armatürü taşıyan yay - şerit, dokunmakta olduğu bir diğer yay - şeridin kontaktö-ründen ayrılır ve devre açılmış olur. Bunun üzerine birinci yay - şerit, armatürü eski yerine getirir. Temasın tekrar sağlanmasıyla, akım yeniden geçer. Armatür çekilince, devre yine açılır ve bu böylece, düzenli olarak sürüp gider. Titreşen armatür ise, zilin çanına hafif hafif ve kesik kesik vurarak, onun çalmasını sağlar.
elektrik tavası
Elektrik tavası, kızartmaların çok kısa bir süre içinde yapımını sağladığı gibi, yağ dumanlarını ve kızartma kokularını da hatırı sayılır ölçüde azaltır. Termostatları çift maden şeritli olan elektrikli tavalar, 180 - 200 santigrat derece ısı sağlarlar. Bazı elektrik tavalarının "termoplonjör" adı verilen ısıtıcı rezistansları, yağa batmış durumdadır; bazılarının rezistansı ise, kabın gövdesi içine gömülüdür. Elektrik tavasının kabı, paslanmaz, çelikten, alüminyumdan ya da alüminyumun diğer madenlerle olan alaşımından yapılmıştır. Kabın oturmalıkları plâstiktendir.
buzdolabı
Buzdolabı çalışırken duyduğumuz vınlama, bir motor sesidir. Çalışmakta olan bir motor, her zaman sıcaklık verir. Buzdolabında ise, tersine, soğukluk sağlamaktadır.
Buharlaşan bir sıvı, çevresini soğutur; sıvının buharlaşmasıyle elde edilen küçük kalori sayısı, motorun sağladığı kalori sayısından üstündür, işte bu prensipten yararlanılarak, buzdolapla-rında mekanik soğutma yapılır. Buzdolaplarında genellikle amonyak, metil klorür, freon gibi kolayca buharlaşan, soğutucu sıvılar kullanılır. Evlerimizde besin maddelerini bozulmadan saklamaya ve buz yapmaya yarayan buzdolapları, sıkıştırma (kompresyon) yoluyla çalışan soğutuculardır. Buzdolabında başlıca şu parçalar yer alır: Buharlaştırıcı, sıkmaç (kompresör) ve kondansör. Bunlar, aralarında kapalı bir dolaşım sağlayacak biçimde bir boru düzeniyle birbirlerine bağlıdır. Soğutucu sıvı, buharlaştırıcıda buharlaşır. Buharlaşırken de, buharlaşma ısısını çevresindeki donmaz havadan ya da sıvıdan alır, yâni çevresini soğutur. Bir elektrik motorunun çalıştırdığı kompresör, buharı emer ve sıkıştırıp sıvılaştırarak kondansöre gönderir. Kondansör ise aldığı kalorileri dışarı verir.
Normal bir buzdolabı, en sıcak havada bile — 15 santigrat derecelik bir soğutma sağlayabilir.
ekmek kızartacağı
Ekmek kızartmada kullanılan âletlerin en basiti, bir ocak üzerine konulan ızgara telidir. Bu iş için ızgara teli yerine, madenî bir kafesle desteklenmiş bir amyant levhadan da yararlanılabilir. (Amyant, ateşe dayanıklı liflerden oluşmuş bir madendir; bu yüzden yanmaz kumaş dokumacılığında da kullanılır.) Modern ekmek kızartacakları elektriklidir. Bunlar, bir termostat ve küçük bir mekanik düzenle donatılmışlardır. Bu âlette, ekmek dilimleri kızardıkları zaman, ısıtıcı rezistansı beslemekte olan akım kesildiği gibi, dilimler de oldukları yerden dışarı fırlarlar.
çamaşır makinesi
Çamaşır makinesiyle çamaşır yıkama işine ne ince ve ayrıntılı elektrik olaylarının karıştığını bilir misiniz?- Bu olaylar sayesindedir ki, sabunlu sularla çıkan kirler, tekrar çamaşırlara bulaşmazlar. Şöyle ki, temizleme maddelerinin daha da artıracağı bir eksi elektrik yükü, hem kumaşın dokusuna, hem de atılacağı kir parçacıklarına uygulanır. İki eksi yük birbirini iteceğinden, kirler de kumaşın dokusundan ayrılırlar. Bugünün gelişmiş çamaşır makineleri, suyu ısıtma, çalkalama (bir elektrik motorunun çalıştırdığı kasnak ve paletlerle), kullanılmış suyu boşaltma ve temiz çamaşırı sıkıp kurutma işlemlerini yapabilecek bir düzene sahiptirler. İşlerin otomatik olarak yürüyebilmesi için, bu makinelerde bir termostat (ısı ayarlayıcı aygıt), bir senkron motoru (zaman ayarlayıcı aygıt) ve bir şamandıra (su düzeyini ayarlayıcı aygıt) bulunur. Elektronik tekniği, ev işlerini de çok kolaylaştırmıştır. Ev kadını, çamaşır makinesi için gerekli çalışma programım hazırladıktan sonra kendini rahatlıkla başka işlere verebilmektedir. Endüstride kullanılan çamaşır makineleri, teknik imkânlar bakımından daha da zengindirler.
elektrikli kahve değirmeni
Baharat öğütmeye yarayan el değirmenleri, çekirdek kahveyi öğütmekte de yüzyıllarca kullanılmıştır. Bugün hâlâ pek çok Türk evinde, bu el değirmenlerinden vardır. Batı ülkelerinde ise. artık bunlara birer antika eşya gözüyle bakılmakta ve elektrikli kahve değirmenleri kullanılmaktadır. Elektrikli kahve değirmeninin üst kısmında, çekirdek kahvenin konulduğu bir kap vardır. Kabın içinde de, bir keskin kanat bulunur. Değirmenin gövdesin-deki motorun döndürdüğü bu kanat, kahveyi öğütür.
cilâ makinesi
Ortaçağ insanları, baldan hem şekerli bir besin maddesi olarak yararlandılar, hem de balmumu elde ettiler. O devrin insanları, balmumuyla mühür, meşale, mum yapıyorlardı. Günümüzde balmumu, arıtılıp beyazlaştırıldıktan sonra, güzellik kremlerinin yapımında; sarı haliyle de mobilya ve tahta döşemeleri parlatmak için kullanılmaktadır. Ancak, tahta parkelerin cilâlanması zor ve yorucu bir iştir. Ama, elektrikli cilâ makineleriyle, bu işin kolayca üstesinden gelmek mümkündür. Özel fırçalar ve bir keçe parçası ile donatılmış olan makine, döşemeyi temizler ve parlatır.
alafranga kahve cezvesi
Alafranga kahve cezvesi, içine.çekilmiş kahve konulan, küresel ve dibi delik bir kaptan meydana gelmiştir. Kaynar su, çekilmiş kahvenin üzerine dökülür. Bu su, kahvenin tadını kokusunu ve rengini aldıktan sonra, cezvenin dibine süzülür. Ayrıca, çamaşır makinesi gibi çalışan: üst üste oturmuş, geçişli iki kaptan meydana gelme, basınçlı cezveler de vardır. Bu cezveler ısıtıldığı zaman, küre kap içindeki havanın basıncıyla, su, yukarı çıkar. Isıtma bitince de, kahveyle birlikte yeniden aşağı.
bulaşık makinesi
İşte, uzun yorucu bir ev işini kolaylaştıran bir makine daha!.. Bulaşık makinesinin çalışması, çamaşır makinesinin-kine benzer. Nitekim hem çamaşır, hem de bulaşık yıkayan makineler vardır. Bulaşık makinesinin kafesli sepetlerine konulan bulaşıklar, bir fıskiyeden çıkarcasına fışkıran ve arasıra da done döne gelen suyla çalkanıp yıkanırlar. Ayrıca sepetler de kendi eksenleri çevresinde dönerler. Yıkanmış kaplar ve âletler, buharla sterilize edilirler. Bunları, gerekince kullanmak üzere, makinede dizili bırakmak da mümkündür.
elektrik ütüsü
Bugünün elektrik ütüsü hafif, kullanışlı, pırıl pırıl krom ya da nikel kaplı, üzerinde yalıtkan bir tutamağı bulunan bir âlettir. Ütünün parlak ve paslanmaz tabanı, kumaşın üzerinde kolayca kayar. İç tarafında bir ısıtıcı rezistansı vardır. Akım geçerken, âletin kırmızı lâmbası yanar. Bir termostat da ütünün sıcaklığını ayarlar. Ütülecek kumaşın keten, pamuklu, yünlü olması gerekir.
fön
Madensel bir mahfazanın içine ısıtıcı bir rezistansla birlikte bir vantilatör yerleştirin (vantilatörü çalıştırmak için bir elektrik motoru ve bu motora akımı iletecek yumuşak bir kordon yeterlidir). Bu mahfazanın üzerine hava delikleri açın ve mahfazaya bir de tutamak ekleyin. Böylelikle, <I>fön </I>denilen saç kurutma âletini elde etmiş olursunuz. Âlet, hem soğuk, hem de sıcak hava üfürebilir. Nitekim, fön'ün komütatö-rünü üç ayrı durunla getirmek mümkündür. Birinci durumda âlet stop eder. ikinci durumda yalnızca vantilatör çalışır. Üçüncü durumda ise vantilatör çalıştıktan başka, elektrik akımı rezistansı ısıtır ve fön, sıcak hava verir. Lüks otellerle lokantalarda kullanılan el kurulama âletleri de aşağı yukarı fön'e benzerler. El yıkama yerlerinde, duvarlara asılı olan ve istenilen yöne çevrilebilen bu âletlerin üfürdükleri sıcak hava, müşterilerin ellerini birkaç saniyede kurulayıverir. Kuaför salonlarında. mizanpili için kullanılan fön'ler, bir ayak üzerine oturtulmuştur. Fön'ün kask'ı, ıslak bigudilere sarılmış ve başın üstünde fileyle sımsıkı toplanmış saçları tamamen örter. Müşteri, saçları kuruyana kadar, fön'ün üfürdüğü sıcak havayı hisseder ve çıkardığı sürekli uğultuyu duyar. Buna karşılık, konuşmaları işitmez. Bu yüzden, bazı fönler, müzik dinlemeyi sağlayan kulaklıklarla donatılmıştır.
şofben
Özellikle banyolarda sıcak su elde etmeye yarayan şofbenler, havagazı, bütan-gazı gibi gaz yakıtlarla ya da elektrikle çalışırlar. Caz yakıtla çalışan şofben, iki ayrı borudan gaz ve soğuk su alır, bir üçüncü borudan da sıcak su verir. Elektrikli şofbende ise, sıcak su, aygıtın haznesine daldırılmış bulunan bir elektrik rezistansının verdiği ısıyla sağ laııır. Şofbenler, anî-ısıtmalı ve sıcak su-biriktirmeli olmak üzere iki çeşittirler. Anî-ısıtmalı şofbenden, aygıt çalıştırıldığı sürece sıcak su alınabilir. Sıcak su-biriktirmeli şofbeni sürekli çalıştırmaya gerek yoktur.
elektrik süpürgesi
Bugün elektrikli âletler satılan bir mağazaya girip de: Bana çeşitlerinizi gösterir misiniz?" Diyecek olsanız, satıcı herhalde gözlerini faltaşı gibi açarak, yüzünüze bakakalır. Oysa 1906 yılında, Fransa'da, Robert Bimm tarafından yapılan ilk toz-emici, adını taşımaktaydı. elle çalıştırılan bir pompa aracılığıyla işliyordu. Tabiî, yapımcılar buna bir elektrik motoru takmakta gecikmediler. Günümüzde kullanılan modern elektrik süpürgeleri, üç grupta toplanabilir. Birinci grupta düşey hazrıeli'ler, ikincisinde şaryo veya kızak üzerine oturtulmuş yatay silindirli'ler üçüncüsünde de yer halılarının ve kilimlerinin tozunu almaya yarayan torbah'laryer almaktadır.
Buluşuyla başlı başına bir endüstri dalının doğmasına yol açan Robert Kimini saygıyla anmalıyız. Üzerlerine, temizliği yapılacak yere göre parçalar (dar, düz ya da boru biçiminde ve fır-çalı emiciler) takılabilen elektrik süpürgeleri sayesinde, hem büyük bir kolaylık ve çabuklukla, hem de en sıhhi bir şekilde toz alma imkânı gerçekleşmiştir. Artık, her sabah pencerelerden silkelenen toz bezlerinin, balkonlara çıkarılıp pat-pat dövülen halıların manzarasına elveda diyebiliriz. Hergün biraz daha kirlenen şehir havası hiç değilse bu tozlardan kurtulmuştur.
elektrikli tras makinesi
Elektrikli traş makinesi, susuz ve sabunsuz traş olmayı sağlayan, kullanılışı kolay, emniyetli ve zevkli bir âlettir. Makinenin plâstik gövdesi içinde, küçük bir elektrik motoru vardır. Makinenin modeline göre, bu motor, bir bıçak düzenini ileri geri çalıştırır ya da üzeri keskin ve kıvrık kanatlarla donatılmış bir kursu döndürür. Makinenin üst kısmında bulunan bir tarak, kılları dik tutmaya yarar ve böylelikle deriyi kesilmekten korur. Motor, akım gerilimine göre ayarlanabilir.
dikiş makinesi
Dikiş makinesinde iğnenin deliği, dikiş iğnesindekinin tersine, iğnenin küt tarafında olmayıp, ucundadır. Makaradan gelen iplik, bu delikten geçer. Makine çalışırken, iğnesi düşey yönde inip çıkar. Makinenin alt kısmında ise. içinde iplik sarılı bir masura bulunan bir mekik vardır. Makine çalışırken bu mekik iki yana gidip gelir. İğne aşağıya inip kumaşı deldiği zaman, mekikten gelen iplikle bir ilmik meydana getirir, yukarıya çıkınca da bu ilmiği sıkar. Bu hareketin tekrarlanmasıyle, dikiş gerçekleşmiş olur.
Vantilatör
Rüzgâr gücüyle kanatları dönen yelde-ğirmeni ya da yel estikçe kendiliğinden ses veren rüzgâr harpı, bir çeşit almaçtırlar. Tıpkı birer hava motoru gibi çalışırlar. Hava motorları tersinir makinelerdir. Nitekim, hareketsiz duran bir havanın içinde, hava motoru çalıştırılacak olursa, durgun hava harekete geçer. Hava motoru hangi yönde dönüyorsa, hava akımı da o yönde gider, işte bu prensipten yararlanılarak, vantilatörler yapılmıştır. Bunlar, bir elektrik motorundan sağladıkları mekanik enerjiyi, pervaneleriy-le hava akımına dönüştürürler. Aygıtın üzeri, bir kazaya yol açmamak amacıyla, koruyucu bir kafesle örtülmüştür. Bazı vantilatörler, daha geniş bir alanı serinletebUmeleri için döner eksenli yapılmıştır.
Endüstride, fabrikaların ve maden ocaklarının havalandırılmasında çok güçlü vantilatörler kullanılır. Vantilatörlerin pek çok çeşidi vardır: Çark kanatlı tekerleği olan tepkili vantilatör, çok paletli bir pervanesi bulunan helisel ve oldukça kuvvetli basınç sağlayan döner kompresör gibi...
Helisel vantilatörler, fabrikaların ve apartmanların havalandırılmasında işe yaradıktan başka, değişik hızdaki hava akımları altında makine, parçalarının sağlamlığının incelendiği körük takımlarında da kullanılırlar.
gaz sayacı
Havagazı sayaçları sulu vekuru olmak üzere iki çeşittir. Sulu sayaçlarda, aygıtın bir bölümü suyla doludur. Havagazı, sayacın küçük bölmeleri içindedir. Gaz harcandığı zaman, bu küçük bölmeler, gazın akışının etkisiyle, bir eksenin çevresinde ve bir bütün halinde dönerler. Bu dönüşle birlikte, metreküp bölüntülü sarfiyat göstergesi de çalışır.
Gaz bölmeleri, sayacın giriş ve çıkış ağızlarıyla nöbetleşe olarak bağlantdı-dır. Bu ağızlar o şekilde düzenlenmiştir ki, her defasında ağızlardan ancak birisi su yüzüne çıkar. Ağızların açılıp kapanması, bir hidrolik aygıtla gerçekleşir. Sulu sayacın basit olmasına karşılık, bir sakıncası vardır: Aygıtın doğru çalışması, içindeki suyun düzeyinin sürekli olarak aynı kalmasına bağlıdır. Oysa, buharlaşma sonucu, suyun düzeyi alçalacağından, sayaca, belirli zamanlarda su konulması gerekir. Kuru sayaçlarda böyle bir işleme gerek yoktur. Bunlarda sayaç bölmesi, gaz geçirmez bir hareketli körükle ikiye ayrılmış bir kasadır. Bir dağıtım çekmecesi aracılığıyla, bu bölmelerden bir tanesi sayaca giren gazla, öbürü ise sayacın çıkış ağzıyla bağlantılı durumdadır. Gazın basıncının etkisiyle körük açılır ve bölmelerden biri boşalırken, öbürü gazla dolar. Boşalma sona erince, aynı işlem bu defa tersine olarak tekrarlanır ve bu böylece sürüp gider.
elektrik anahtarı
Bugün evlerimizde, elimizin altında bulunan elektrik anahtarlarının çeşitli modelleri vardır. Bunların bir kısmı çevirilerek (bu model oldukça eskidir), bir kısmı üzerine parmakla basılarak çalışır. Bazıları duvarda değil, yumuşak bir kordon üzerindedir. Elektrik anahtarının içinde bulunan, hareket edebilir bir iletken bakır parçası, elektrik devresinin anahtara giren teli ile anahtardan çıkan teli arasında bağlantı kurar. Anahtar çevrilince veya düğmesine basılınca, bu iletken parça, elektrik devresini açar veya kapar.
elektrik otomatiği
Elektrik otomatiği, binaların ve koridorların ortaklaşa kullanılan merdivenlerini kısa ve belli bir süre için aydınlatacak şekilde kurulmuş bir elektrik düzenidir. Bu düzen, birkaç dakika (genellikle üç dakika) boyunca çalışarak, binanın merdivenlerinden inip çıkan ya da koridorlarından geçen kimselere aydınlık sağlar. Elektrik otomatiğinin, bir eksen çevresinde salınan ve elektrik şebekesine bağlı, madensel çubuktan bir komütatörü vardır. Komütatörün bir" ucunda bir denkleştirme ağırlığı; öbür ucunda da, bir bobin üstünde asılı duran bir demir göbek bulunur. Komütatör ayrıca, çalışmadığı sürece kontağa yönelmiş bir madensel çubukla donatılmıştır. Ve nihayet bu komütatör, gliserinli bir hidrolik fren pistonunun çubuğuna, üstten eklemlidir. Elektrik otomatiğinin düğmesine basıldığı zaman, bobini besleyen devre kapanır. Demir göbek o anda bobin tarafından kapılarak bobinin içine girer. Aynı zamanda frenin pistonu yükselir; madensel çubuk aşağı inerek, karşısındaki kontağa değer ve böylece, üzerinde lâmbanın bulunduğu devreyi kapayarak lâmbayı yakar. Denkleştirme ağırlığı ise, ilk, yâni düzen çalışmaya başlamadan önceki durumuna ağır ağır gelecektir, zira pistonun freni tarafından yavaşlatılmaktadır. Frenin pistonu da, gerçekten engellenmiş durumdadır. Çünkü silindirin içindeki yapışkan sıvıyı, silindirin çeperleri arasında akmaya zorlamaktadır. Sıvının akış hızı yavaşlatılmakla, denkleştirme ağırlığının başlangıçtaki yerine geliş hızı yavaşlatılır. Böylece, aydınlanma süresinin uzaması sağlanır. Bu süre. bir saat sisteminin dakikalara bölümlenmiş kadranındaki ibreyi çevirip, istenilen bölüntü üzerine getirilerek belirlenir.
elektrik sayacı
Elektrik sayacının küçük camından içeri bakacak olursak, alüminyumdan bir tekerlek görürüz. Evimizde bir lâmba yanıyorken, bu tekerlek ağır ağır döner; bütün lâmbaları yaktığımızda, tekerleğin hızla döndüğünü görürüz. Bu tekerlek, sayacın motoru olup, ekseniyle, sayacın, üzerinde rakamlar bulunan kadranına bağlıdır. Motor, iki bobinin yarattığı alternatif akımlarla döner ve bir mıknatısın kolları arasından geçer. Motorun dönüş hızı, sayacın bölüntülü kadranına iletilir ve böylece, harcanan elektrik akımının miktarı anlaşılır.
elektrik sigortası
Elektrikli araçları besleyen teller, ba-zan birbirlerine değebilirler. Elektrik akımı, böyle durumlarda, aracın rezistansına uğramadan, doğrudan doğruya bir telden öbürüne geçer. Tehlikeli Tûsa devreler işte böyle oluşurlar. Bu tür kazalar, elektrik sigortası dediğimiz devre-kesiciler sayesinde önlenir. Elektrik sigortası, porselenden bir yalıtkan plâkanın iki ucu arasına yerleştirilmiş bir kurşun ya da kurşun-bakır karışımı telden meydana gelmiştir. Bu tel, yeğin bir elektrik akımının etkisiyle ergiyerek, devreyi keser.
termostat
Termostat, bir makinenin ya da bir yerin sıcaklığını önceden belirtilmiş bir düzeyde tutmayı sağlayan otomatik bir âlettir. Bugün buzdolabı, kalorifer, şofben, elektrik ütüsü gibi birçok elektrikli ev eşyasını donatan termostatlar, madensel çubukların ısı etkisiyle genleşmesi prensibine dayanılarak yapılmıştır. Meselâ, bir şofbende, haznedeki suyun sıcaklığı 95 santigrat dereceyi geçecek olursa, şofbenin termostat anahtarı otomatik olarak açılır ve ısıtmayı sağlayan akımı keser. Suyun sıcaklığı 85 santigrat derecenin altına düşünce de, anahtar, yine otomatik olarak kapanır.
elektrikli yorgan
Bugün kullanılmakta olan elektrikli yatak ısıtacaklarının ilki, içi kum dolu ve üzeri yumuşak yünden bir kılıfla örtülü, madensel bir silindirdi, içinde bir elektrik rezistansı bulunan bu silindire, birkaç dakika alçak gerilimli akım verilir ve bu akım, araçta bir ısı birikimi meydana getirirdi. Bu ısıtıcı sayesinde, artık, yanma ya da yatağa su sızma tehlikesi kalmamıştı. Elektrikli yorganın rezistansı, yorganın iki yüzü arasına yerleştirilmiş amyant tellerle yalıtılmıştır.
kalorifer ve merkezden ısıtma
Kaloriferlerin ya da merkezden ısıtma döşemlerinin radyatörlerinde, ısı iletme aracı olarak dolaşan hava, su veya buhar, daha önce bir ya da birkaç kazandan geçer. Bu sistemlerde, kazanlar kömür, mazot ve ağıryağ gibi yakıtlarla ısıtılır.
İlk merkezden ısıtma sistemlerinden birisi, sıcak hava kaloriferidir. Bu sistemde ısıyla hafifletilen hava, borularda kendiliğinden yükselerek, ısı ağızlarına ulaşır.
Çok büyük yapılarda, sıcak hava, ısıtma bataryaları ve kuvvetli vantilatörlerle donatılmış, "aeroterm" denilen aygıtlarla ısıtılıp püskürtülür. Sıcak su dolaşımıyla sağlanan ısıtmada, su kazanlardan geçen borularla radyatörlere ulaşır. Tesisatın en üst kısmında, iyice dolu bir genleşme haznesi vardır. Bu hazne, ısıtmanın düşük basınçta (suyun dolaşımı yalnızca yoğunluk farkıyla sağlanır) ya da yüksek basınçta (çok sıcak suyun dolaşımı pompalarla hızlandırılır) oluşuna göre açık havaya açılır veya kapanır. Ayrıca, ısı-yayımı yoluyla da merkezî ısıtma yapılabilir. Isı - yayımı, zemine ya da tavana gömülü, sıcak suyla beslenen, sarma] borular biçimindeki ısıtma yüzeyleriyle sağlanır. Merkezden ısıtma sistemleri, günden güne daha da merkezîleşme yolundadır. Modern merkezden ısıtma tesisleriyle, bir kazan grubu sayesinde, blok yapıları toptan ısıtmak mümkün olmaktadır.
Bir de kaloriferle konutlararası ısıtma vardır. Bu sistemde kalorifer şebekesi, tıpkı su, elektrik ve havagazı şebekeleri gibi, kilometrelerce uzaklıklara kadar yayılmakta ve ısıyı konuttan konuta dağıtmaktadır.
Sibirya'da, yer altında çok zengin sıcak su yatakları keşfeden Sovyetler, bu kaynaklardan, koca bir ülkeyi ısıtmada yararlanmak üzere projeler hazırlamaktadırlar. Bu projeler gerçekleşirse, söz konusu bölgede ısıtmayı çok ucuza mal etmek mümkün olacaktır.
elektrik sobası ve radyatörü
Elektrik sobası ve radyatörü, içlerine yerleştirilmiş elektrik rezistanslarının elektrik akımı tarafından ısıtılmalıyla çalışırlar. Yâni bu aygıtlarda elektrik enerjisi, ısı enerjisine dönüşür. Bu ısıtma araçları, genellikle alüminyumdan, çelikten ve dökme demirden yapılırlar. Elektrik sobaları, çalıştırılınca çabuk ısınan, buna karşılık, kendilerini besleyen elektrik akımı kesilince de çabuk soğuyan aygıtlardır. Kapalı, ışımalı ve üfürmeli olmak üzere üç çeşittirler. Kapalı elektrik sobalarının ısıtma bobinleri bir mahfaza içindedir. Yâni içinden akım geçen bobinin ışığı, dışardan görülmez. Bunlar ısı-yayma yoluyla sıcaklık verirler.
ışımali elektrik sobaları, ısı yansıtma yoluyla ısıtırlar. Bu sobalarda ısı, madenden ve parlak yüzeyli bir yansıtaçla istenilen yöne yansıtılır. Üfürmeli elektrik sobaları ise vantilatörlüdür. Sobanın içindeki vantilatör, arkadan emdiği havayı, önünde bulunan rezistanslara doğru üfler. Görünür ışıklı elektrik sobalarının en yaygınları, parabol biçimindeki elektrik sobalarıdır.
Elektrik radyatörleri ise, ısıbiriktirmeli araçlardır. Bunların içinde sıcak su yerine genellikle sıvı yağ dolaşır. Bu tip radyatörler, sıcaklıklarını uzun süre devam ettirirler.
kibrit
ilk kibritler, ince ve küçük odun çöplerinin eritilmiş kükürt içine batmlıp çıkarılmasıyla yapılmaktaydı. Bunları tutuşturabilmek için, yanmakta olan bir başka cisimle temas ettirmek gerekiyordu.
Kimyasal kibritler ise, geçen yüzyılın başında ortaya çıktı. Bunlar da ancak zaçyağına batınlarak alev alabildiklerinden, tehlikeliydiler. Kibrit yapımında beyaz fosforun kullanılması ise, bu maddenin zehirleyici olması bakımından sakıncalıydı.
Bugün, milyonlarca insan arasından acaba kaçı, bu dikdörtgenler prizması biçimindeki kibrit çöpünün başında hangi maddenin bulunduğunu ve kutunun kenarına sürtülür sürtülmez neden alev aldığını doğru olarak bilebilir? Gerçekten de kibrit başı, oldukça karışık bir bileşimden meydana gelmiştir. Önceden parafinlenen kibrit çöpünün baş kısmında, genellikle şu beş maddenin karışımı bulunur: Potasyum klorat, mangan dioksit, potasyum bikarbonat, antimon sülfür ve cam tozu... Bileşimi böyle olan kibritler emniyetlidirler; bunlar, kükürt başlı kibritler gibi, herhangi bir sert düzeye sürtülmekle tutuşmazlar. Bunların yanabilmesi için, kibrit kutularının yanlarında bulunan bir sürteceğe gerek vardır. Bu sürtecek, üzerine kırmızı fosfor ve cam tozu yapıştırılmış bir zımpara kâğıdından yapılmıştır.
sifon
Sifon, kanalizasyona boşaltılması gereken suyun gitmesine engel olmaksızın, boşaltım borusundaki kötü havanın yukarı çıkmasını önler. Dikkat edilirse, lavaboların ya da tuvalet küvetlerinin altlarındaki boruların U biçiminde kıvrık oldukları görülür. Borunun bu kıvrık kısmını dolduran su, hepimizin bildiği bileşik kaplar kanunu gereğince, sürekli olarak dengede kalır. Bir tıkaç ödevini gören bu su boşalır boşalmaz, yerine yenisi dolar. Bir kap içinde bulunan sıvıyı, kabı eğmeden bir başka kaba aktarmak veya bir akvaryumun suyunu değiştirmek için de bir başka çeşit sifondan yararlanılır. Bir lâstik hortum, li biçimine getirilir. Hortumun bir ucu, boşaltılacak kabın içine daldırılır. Hortumun içi sıvıyla dolunca, diğer ucu da doldurulacak kaba sokulur veya boşa akıtılmak üzere bırakılır. Ancak, aktarma işi yapılırken, boşaltılacak kabın, doldurulacak kaba oranla yüksekte olması gerekir.
Bir de soda sifonu vardır ki, bazı içkileri sulandırmakta kullanılır. Bu, kalın camdan bir şişedir. Sifon şişesi basınç altında karbonik asitli suyla dolu olduğundan, madensel bir mahfaza ile kaplıdır. Üzerinde bir işletme kolu bulunan madensel bir conta, şişenin ağzını kapar, işletme kolu, düşey olarak şişeye dalan ince bir borudan, suyun dışarı fışkırmasını sağlar.
mazot sobası
Bu soba ham petrolün damıtılmasından elde edilen ve mazot denilen sıvı yakıtla çalışır.
Mazot sobası başlıca şu kısımlardan meydana gelmiştir. İçinde hava ve yakıt karışımını alan bir brülörün bulunduğu yanma haznesi, yanmış gazları boşaltmaya yarayan bir boru, yüzeyinde yanıcı gazlar dolaşan ve bu yüzden çevresinde sıcak hava bulunan bir ısı değişici, ısı değişiciye soğuk hava sağlayan bir soğuk hava haznesi... Soğuk havanın emilmesini ve dumanın boşaltılmasını vantilatörler sağlarlar.
püskürgeç
Püskürgeç, sıvıları küçücük damlacıklar halinde püskürtmeyi sağlayan bir âlettir. Pek çok çeşidi vardır. Kabının biçimi ve yapıldığı madde, kullanıldığı yere göre değişir. "Tulumba" veya "pülverizatör" denilen püskürgeçler, genellikle tarımsal ilâçları ve kimyasal sıvıları püskürtmeye yarar. Kadınların tuvalet eşyası olarak kullandığı püskürgeçler ise, kolonya gibi hoş kokulu sıvıları püskürtmek içindir. Püskürgecin içinde, ince-uzun iki boru vardır. Bunlardan biri kaptaki sıvıya basınç vermeyi, öbürü ise basınçlı sıvıyı dışarı göndermeyi sağlar.
Tuvalet sifonu
gürültülü olmasına gürültülü bir araçtır ama, onun yararını kimse inkâr edemez. Merak edip evinizdeki sifonun içine bakacak olursanız, ustaca bir düzenle karşılaşırsınız. Haznenin içinde madenden bir çan ve lâstik ya da plâstik, top biçiminde bir şamandıra bulunur. Çan,kaldıraç ödevi gören bir çubukla, dıştaki zincire bağlıdır. Hazne suyla doluyken, bu çan, haznenin alt kısmındaki sifon borusunun ağzına oturmuş durumdadır. Çanın ağız kısmı, su sızmasını önleyecek bir lâstik ya da plâstik conta ile donatılmıştır. Zincir çekildiği zaman, çan kalkar ve su, açık kalan sifon borusundan, tuvalet küvetine boşalır. Şamandıraya gelince, o da, kaldıraç ödevini gören bir başka çubukla, sifonun doldurma musluğuna bağlıdır. Hazne doluyken, şamandıra, suyun üstünde yüzer durumdadır. Zincir çekilip de haznenin suyu boşalmaya başlayınca, suyun seviyesiyle birlikte şamandıra da alçalmaya yüz tutar ve bu arada sifonu doldurma musluğunu açar. Zincir elden bırakılınca, çan tekrar aşağıya inip sifon borusunu tıkayacağından, hazne yavaş yavaş dolmaya ve şamandıra da suyla birlikte yükselmeye başlar. Haznedeki su azamî seviyeye gelip, şamandıra da yükselebileceği kadar yükselince, sifon musluğu kapanır ve sifon, ağzına kadar dolu olarak, kullanılmaya hazır duruma gelir.
termometre
Havanın sıcaklığını ölçmeye yarayan civalı termometre, içinde bir miktar civa bulunan bir cam tüpten meydana gelmiştir. Santigrat, Reaumur ve Fah-renheit olmak üzere üç çeşit termometre vardır. Bir santigrat termometresini derecelendirmek için, civalı tüp önce, kaynamakta olan, yâni 100 santigrat derecedeki suyun buharına tutulur. Civanın ısınarak genleşmesiyle, tüpteki seviyesi yükselir ve bir noktada durur. Bu nokta, sabit 100" noktası olarak tespit edilir. Ancak, bu iş yapılırken, hava basıncının belli değerde olması gerektir. Bu da 76 santimetrelik civa sütununun basıncına eşittir. Daha sonra, sabit 0" noktası belirlemek üzere, tüp, erimekte olan buza daldırılır. Bu defa da soğuğun etkisiyle hacmi küçülen civa, tüpte alçalır ve belli bir düzeyde durur. Bu düzey de sabit 0° noktasıdır. Geriye, sabit 100° noktası ile sabit 0° noktası arasındaki mesafeyi 100 eşit bölüme ayırmak kalır. Bu bölüntüler, incecik çizgilerle tüpe işlenir. Derecelendirmeye 0" den itibaren alta doğru de devam edilir. Reaumur ve Fahrenheit termometreleri daha değişik birimlerle derecelendi-rilmiştir. Reaumur termometresinde donma noktası (0) olduğu halde, kaynama noktası (80) olarak tespit edilmiştir. Fahrenheit termometresinde ise, donma noktası (32), kaynama noktası (212) kabul edilmiştir
higroskop
Higroskop, havanın nemini gösteren bir meteoroloji âletidir. Kapüsen-hig-roskobunu belki de görmüşsünüzdür. Âlet, tahtadan biçilmiş bir kapüsen papazı figürünün arkasına gizlenmiştir. Hava nemliyken, papazın kukuletesi başında durur, hava kuruyken kukule-te kalkar. Bu hareket, nem etkisiyle uzayan bir bağırsak teli aracılığıyla sağlanır. Bundan başka, saç telleri de nemli havada uzama özelliği gösterdiklerinden, bir çeşit higroskop olan higrometrelerde kullanılırlar. Higroskoplarda, ayrıca, nemlenince renk değiştiren maddelerden de yararlanılır.
Sarkaçlı saatin sarkacının ucunda, bir vida vasıtasıyla yükseltilip alçaltılabilen bir ağırlık vardır. Saat, bu ağırlığın yükseltilip alçaltılmasıyla şöyle ayarlanır : Saat geri kabyorsa, ağırlık yukarı, ileri gidiyorsa, aşağı alınır. Böylelikle sarkaç, bir çeşit "dengelik" ödevini görür. Kol saatleriyle kronometrelerin çalışmasını sağlayan, çelikten bir sarmal yaydır. Bu kurulabilen yayın dış ucu, sabit bir noktaya; öbür ucu da bir eksene bağlıdır. Bu eksen, kendi çevresinde döndürüldüğü zaman, yayı kurar.
Yay boşanırken, saatin çalışmasını sağlar. Sarkaçlı saatteki sarkaç gibi, kol saatindeki sarmal yay da dengelik ödevini görür.
Her çeşit saatte bulunan diğer bir önemli parça da "saat maşası" dır. Saat maşası, bir yandan düzengece, öbür yandan da çarka bağlıdır. Saat maşası, çarkın aynı yöndeki sürekli hareketini, düzengecin ve sarmal yayın karşıt hareketi haline dönüştürür. Düzengecin her salınımında, saatin maşası, çarktan bir diş atar.
guguklu saat
Guguklu saat, özellikle Fransa'nın doğusunda, isviçre'de ve Almanya'da yapılan, köy üslûbunda, cicili bicili, sevimli bir "ağırlıklı saat" türüdür. Saatin iki ağırlığı, geleneksel olarak çam kozalağından yapılır.
Guguklu saatteki otomat kuşun mekanizması, ses çarkıyla birlikte dönen ve birtakım kaldıraçları harekete getiren bir kamalı çarktan meydana gelmiştir. Kaldıraçlar bir yandan iki körüğe, öbür yandan da, tüneği üzerinde dengede duran kuşa bağlıdır. Saatin çalma vakti gelince, otomat kuş, açılan bir kapıcığı kendisi ile birlikte sürükleyerek, düzenli bir şekilde, çabuk çabuk ilerler. Sonra bir tel, kuşu, kuyruğundan kaldırarak, onun öne doğru eğilmesini sağlar. Kuşun ağzına bağlı bir başka tel de, gagasının açılmasını temin eder.
elektrikli saat
Bu sırada kaldıraçlar, kamalı çarkın üzerine kaçarlar; her biri ayrı perdeden bir ses çıkaracak şekilde yapılmış iki körük de, hemen birbiri ardından kapanıverir ve o arada, ormanlarda guguk kuşlarından duyduğumuz ya da Beethoven'in ünlü Pastoral Senfonisin'-de dinlediğimiz sesleri çıkarır. Tahtadan yontulmuş minik kuş, saat başını bildirme görevini bitirince, usulca yerinden doğrulur ve üzerine kapanan kapıyı da beraberinde sürükleyerek, gözden kaybolur.
ağırlıklı saat
Bugün artık antika bir eser gözüyle bakılan ağırlıklı saat, camlı yüksek mahfazası ve bu mahfazanın içinde çabuk çabuk salınan, pırıl pırıl bir dolunay biçimindeki bakırdan dengeliğiyle gerçekten çok zariftir. Mekanik saatçilik çağı, ağırlıklı saatle başlamıştır. Bu tür saatin hareketini sağlayan, bir silindire sarılı zincirin ucundaki ağırlık, zincirin boşalmasına yol açarken, silindiri de döndürür. Silindirin dönüşüne bağlı olarak, düzenli bir biçimde salınan dengelik, akrep ve yelkovanın hareketlerinin eşzamanlığım sağlar.
calar-saat
Çalar - saat, çalar düzeni olan bir saattir. Bu saatin kadranında, akrep ve yelkovandan başka, incecik bir çalar ibresi vardır. Saatin çaları kurulacağı zaman, bu ibre, çaların çalması istenilen saate getirilir. İlk ağırlıklı çalar - saatler, Almanya'da, 16'ncı yüzyılda yapılmaya başlanmış ve daha sonra, ağırlığın yerini zemberek almıştır. O zamandan beri, çeşit çeşit biçimleri ve sesleri olan çalar - saatler yapılmıştır. Bugün, otomatik olarak bir lâmbayı yakan, bir ocağı ısıtan, bir müzik dolabını çalıştıran çalar - saatler vardır.
Elektrikli saatin diğer saatlerden başlıca üstünlüğü, kurulmaya lüzum göster-memesidir. Bu saatin dengeliği, doğrudan doğruya bir pilin beslediği bir elektromıknatısla işler. Dengeliğin her salı-nımında, akım, bizzat dengelik tarafından, devirli olarak kesilir. Çarklar düzeninin hareketini bu dengelik sağlar. Elektrikli saatlerin pek çok çeşidi vardır. Doğrudan doğruya elektrik şebekesine bağlanan elektrikli saatlerin içinde bir küçük motor bulunur. Bu motor, saatin mekanizmasını çalıştıracak yayı sürekli olarak kurulu tutar.
düdüklü tencere
Bilindiği gibi, su, normal atmosfer basıncı altında, 100 santigrat derecede kaynar. Ancak, bir sıvının kaynama derecesi, basınçla bir miktar daha yükseltilebilir. Basıncı yükseltmek için de kapalı bir kap kullanmak yeterlidir. İşte. Fransız fizikçisi Deniş Papin'in 1681 yılında yaptığı ve <I>basınçlı tencere </I>adını verdiği tencere, bu prensibe dayanıyordu.
Basınçlı tencere, ünlü bilginin de iddia ettiği gibi, yemekleri çok kısa bir süre
içinde ve az masrafla pişiriyor, en kart sığır etini bile, en körpe kuzu eti kadar yumuşak hale getiriyordu. Papin'-in tenceresi, sımsıkı kapatılabilen ve kuvvetli ateşin üzerine oturtulduğunda, içindeki şiddetli basınca dayanabilecek güçte olan bir demir silindirden ibaretti. Papin, buna, yine kendi buluşu olan bir emniyet supabı da eklemişti.
İşte. bugün mutfaklarımızda kullanılan ve yemek pişirmeyi çabuklaşlıran düdüklü tencerenin esası bu basınçlı tenceredir.
Bu tür tencereler, ayrıca, ameliyat âletlerinin kaynatılarak sterilize edilmesinde de yaygın şekilde kullanılmaktadır.
asansör
Asansör, insanları veya yükleri, yüksek yerlere dikine indirip çıkarmaya yarayan bir makine düzenidir, ilk asansör, 1867*de Fransız mühendisi Edoux tarafından yapılmış olup suyla çalışıyordu. Hareket enerjisini sudan alan bu hidrolik asansör'ler, Avrupa'nın bazı büyük şehirlerinde hâlâ mevcuttur. Edoux'dan sonra, yapımcılar, asansörleri çalıştırmada, tazyikli havadan ve elektrikten yararlanmayı düşündüler. Bugün yaygın bir şekilde kullanılmakta olan elektrikli asansör,1889'da Paris'te ortaya çıkmıştır.
Çağımızın asansörlerinde, kabin, bir elektrik motorunun çalıştırdığı vinç üzerine sarılan kablolara asılı olarak hareket eder. Bu vinç, hız kesici düzenler ve elektromagnetik frenlerle donatılmıştır. Asansörün kabini ile karşı ağırlığının yer değiştirdikleri kapalı bölmeye kafes adı verilir. Kabinin ve karşı ağırlığın dikine hareketini yöneten kılavuz raylardır. Çelikten yapılma, yuvarlak kollardan ibaret bu raylar, kafese gömülüdür.
Asansörün emniyet takımı, kapıların otomatik kapanmasını sağlayan kilitlerden ve kabinle karşı ağırlıkların raylar üzerinde durmasını sağlayan paraşütten ibarettir. Bu sayede, aşırı hızla inişler frenlenir, askı düzeninin kopmasından doğacak tehlike önlenir. Manevra takımı ise, asansörün kullanılır masına aracılık eder.
NEDEN MEMELİLER DÜNYANIN HAKİMİ OLDULAR
Memelilerin başarısı çok fazla olmalarından kaynaklanmıyor. (Sayıları daha fazla birçok hayvan türü vardır. Örneğin sinekler). Bu durum, memelilerde beynin çok fazla gelişmesinden dolayı olmuştur. Bundan dolayı, iyi gelişmiş hafızaları vardır ve bilgi edinme ve öğrenme kabiliyetleri vardır. Bu özellikle;, memelilere, diğer hayvanlara karşı, çok büyük bir üstünlük kazandırmıştır.
Bunun yanında, memeliler her yere dağılmışlardır, soğuk yerlerden sıcak ülkelere kadar çevrelerine çok kolay uyum gösterebilmişlerdir. Bu memeliler, etoburlar, oto-burlar, sinek yiyenler ve herşeyi yiyenlerdir. Geceleyin avlananlar ve sabahleyin etrafta dolaşanlar. Son olarak da, karada yaşayan memelilerin yanında, suda yaşayan ve hatta ucan memeliler de vardır
Gökyüzünde memeliler
En iyi uçabilen memeliler, içlerinde yarasa da olan, Chiroptera takımından olanlardır. Bu hayvanlarda, ön bacaklar, uzun ayaklarla vücut arasında gergince tutulan bir örtüye bağlı olarak kanada dönüşmüşlerdir.
Denizde memeliler
Bazı memeli türleri su çevresine çok iyi uyum göstermeyi başarmışlardır. Su yaşamına, en iyi adapte olan memeliler Cetacea takımından olanlardır. Bu takımda, balina, yunus balığı ve kılıç balığı vardır.
SINIFLANDIRMA
Bugün yaşayan hayvanlar onao-kuz farklı takımda toplanmışlardır. İlerideki sayfalarda, bu takımları ve bu takımlarda en iyi bilinen türleri gösteren bir soyağacı vardır. Hayvanlar üç sınıfa ayrılmışlardır. Prototheria (Bu sınıfa dahil, sadece Monotremes vardır), Allothe-ria (Çoğunlukla yok olmuş memeliler), ve Theria (Bu yine üç sınıfa ayrılmıştır: Pantotheria, Metatheria. Eutheria).
PROTOTHERİA
Bunlar en ilkel memelileri oluştururlar. Bunlar bir kürkle kaplıdırlar, yavrularına süt verirler. Fakat yumurta bırakırlar ve uzun gagaları vardır. Prototheria sınıfında sadece bir takım vardır. Bu takımın adı Monotrehata'dır ve Yeni Gine ile Avusturalya'da yaygındırlar.
METATHERİA
Yeni doğan metatherialar çok ufaktırlar ve büyükçe olan türlerde bile yavrular 2,3 cm'yi aşmazlar ve tamamen savunmasızdırlar. Bu nedenle, marsupium deriler annenin karnında bulunan bir çeşit cepte tutulurlar. Marsupium'un içinde süt bezleri bulunur. Burada yavru, annenin sütüyle beslenir ve kendini koruyacak duruma gelinceye kadar cepte anne tarafından korunurlar. Bütün metatherialar bir takıma aittir. Bu takımın ismi Marsupial'dır ve büyüklüğü ile şekli değişen türlerden oluşur. Marsupial'İer Avusturalya'da ve Amerika'da yaşarlar.
EUTHERİA
Bunlar memelilerin en gelişmiş ve en çok yayılmış olanlardır. Yavrular, annenin içinde uzun bir zaman için kalırlar ve anne, kendi kan damarlarını yavrununkilerle birleştiren, plasenta denilen bir organ yardımıyla yavruları besler. Bu sınıfa ait memelilere aynı zamanda plasentates de denir.
Insectlvora
Bunlar, bütün plasentatelerin eski atalarına benzeyen küçük ve ilkel hayvanlardır. Bunlara böcek yiyici denir, çünkü bunlar böcek yer ve yedikleri böcekleri keskin dişleriyle çiğnerler. Bunlar memelilerin en ufak olanlarıdır. Örneğin fındık faresi, bu takıma aittir ve boy
lan hiçbir zaman 3.5 santimi geçmez. Bunlar çok yayılmışlardır.
Dermoptera
Bu hayvanlar ağaçlarda yaşarlar. Vücudu, bacakları ve kuyruğu arasında bulunan büyük bir zar yardımıyla ağaçtan aşağı süzülebilir. Bunlar, Güneydoğu Asya'da tropik ormanlarda yaşarlar.
Chiroptera
Bu hayvanlar uçabilirler ve çok gelişmiş olan ayakları tarafından tutulan çok uzun zarımsı kanatları vardır. Bunlar daha çok geceleri faaldirler ve uçarken yönlerini bir kayaya çarpıp geri gelen ultraso-nik sesleri algılayarak bulurlar. Bunlar bütün dünyada yaygındırlar.
Primates
Bunlar elleri ve ayaklan olan memelilerdir ve insan da bunların arasındadır. Maymunlarda ve gorillerde eller ve ayaklar, ağaç yaşamına uyacak şekilde gelişmiştir. Ağaçta yaşayan memeliler, Güney
Amerika'nın, Afrika ve Asya'nın sı-| cak bölgelerinde çok bulunurlar. ı Edentata
i Bunların dişleri ya hiç yoktur ya da I dişleri varsa bile minesizdir. Eden-j tata, yemeğini ya yerde çöp araya-| rak ya da, çok uzun tırnaklarının j yardımıyla ağaçlardan bulur. Bun-j lar sadece Orta Amerika'nın güne-! yinde bulunurlar.
I Pholidota
[ Pholidates'lerin vücutları uzun ı boynuz şeklinde dikenler tarafın-' t dan korunur. Bunların hiç dişleri yoktur fakat uzun katlanabilir dilleri vardır. Bunlar, Asya ve Afrika'da yaşarlar,
Rodentia
Bütün memeli takımların en büyüğüdür. Kemirgenlerin en önemli özellikleri çenelerinin altındaki ve üstündeki kesici dişlerinin çokge-lişmesidir. (Üst ve alt çenede bir çift). Bunlar bütün dünyaya yayılmışlardır.
Lagomorpha
Bunlar da kemirgenlere benzerler. Aralarındaki en önemli fark, lago
morfitlerde üst çenede iki yerine dört kesici diş vardır. Bunlar da bütün dünyada yaşarlar.
Cetacea
Bunlar su yaşamına en iyi ayak uyduran memelilerdir. Arka ayakları yoktur ve ön ayakları süzgeç haline gelmiştir. Bunlar dünyadaki bütün denizlerde ve bazı ırmaklarda yaşarlar.
Carnivora
Bu memeliler boyları ve şekilleri oldukça değişen avcı hayvanlardır. Genellikle uzun kesici tırnaklan (pençe) vardır ve köpek dişleri çok keskin ve güçlüdür. Dünyanın her yerinde yaşarlar.
Pinnipedia
Bunlar, su hayatına adapte olmuş etoburlardan gelmişlerdir. Hem ön hem de arka ayakları süzgece dönüşmüştür. Genellikle soğuk denizlerde yaşarlar.
Tubulidentata
Köstebek bu takımın tek üyesidir. Afrika'da yaşar ve genellikle bir çeşit böcek yiyerek beslenir.
| GÜVENLİK KİLİDİ Hyracoidea Bu küçük, grimsi kahverengi memeliye en yakın olan hayvanın fil olması çok gariptir. Bir tür tavşan olan bu hayvanlar, Afrika ve Güneybatı Asya'da, bazıları ormanlarda, bazıları ise kayalık alanlarda yaşarlar. Proboscidea Bu takımdan olan hayvanların çok büyük gövdeleri vardır. Bunlardan bir çok tür yaşamıştır fakat bugün sadece iki tanesi kalmıştır. Bunlar, yaşayan en büyük kara hayvanı olan Afrika ve Hindistan filleridir. Sirenia |
| Artiodactyla |
| Bunlar, üçüncü ve dördüncü ayak parmağı üzerinde duran ve çok güçlü tırnakları olan (toynak) memelilerdir. Bunlar arasında en önemli ev hayvanları da vardır: Keçi, koyun, domuz ve öküz. Bu türler özellikle Amerika ve Afrika'da çok yaygındırlar. Perissodactyla Bunlar genellikle, ayaklarının üçüncü parmağı üzerinde dururlar ve hatta bazı durumlarda (atta olduğu gibi) bu parmak kalan tek parmaktır. Bu türün hepsi otobur-dur ve oldukça çok yayılmışlardır. |
DEVELER
Arabistan'da veya Kuzey Amerika'daki sıcak çöllerde, insan yaşamı tek hörgüçlü deve olmasaydı imkansız olacaktı. Tek hörgüçlü deve, bu çevreye çok iyi uyabilen bir hayvandır. Bu hayvanın çölde yaşayan yerliler tarafından sütünden yararlanılır ve yük hayvanı olarak kullanılır. And dağlarında uzak bir köye gitmek isteyen bir kişinin ulaşım aracı Lama'lardır. Yüzeyde, Lama'ların ve tek hörgüçlü develerin yaşamak için bir tek sebepleri vardır- İnsana gereklidirler. Fakat, zeologlar bu hayvanların başka sebepleri de olduğunu düşünüyorlar.
AYNI KÖKENDEN
Birbirlerinden farklı gözükmelerine rağmen, tek hörgüçlü deve ile lamalar aynı aileden gelmişlerdir; Camelidae. Bu ailenin temsilcileri Asya, Kuzey Afrika ve Güney Amerika'da yaşarlar. Fakat bu hayvanlar birbirlerinden o kadar uzak yaşıyorlarsa nasıl aralarında bağiantı kurulabilir? Bu durum, dünyadaki canlıların yayılışını inceleyen bilim dalı, zeocoğ-rafya ve organizmaların fosillerini inceleyen paleontolojiyle açıklanabilir.
On milyonlarca yıl önce ilki came-lidoe ailesine ait bir üye Kuzey Amerika'da ortaya çıktı. Uzun bir süre Kuzey Amerika'da yaşamaya devam ettiler ve bir süre sonra bu ailenin bazı türleri o zamanlarda Amerika ile Asya'yı bağlayan bir kara köprüsüyle Güney Amerika'ya geçtiler. Bu türün torunları lamalardır ve bunlara benzer türler Güney Amerika'da bulunmaktadır.
İki hörgüçlü ve tek hörgüçlü develer Afrika'da yaşarlar. Bu zamana kadar bu ailenin Kuzey Amerika'da yani ilk ortaya çıktıkları yerde hiç bir türü kalmamış,hepsi Ölmüştür.
LAURASİA VE GONDVVANA
Dünyada ilk memeli ortaya çıktığı zaman, 150 milyon yıl önce dünyada iki büyük kıta vardı; Laurasia ve Gondvvana. Bu kıtalar birbirlerine çok yakındılar ve hatta, belki de bazı yerlerde birleşmişlerdi bile.
İlk memelilerin bu büyük kıtaların hangisinde çıktığı tam olarak bilinmiyor. Fakat en eski fosiller Kuzey Amerika'da bulunmuştur. O zamanlarda, kıtalar arasında bağlantı olduğundan bu memeliler kolaylıkla dağılabilmişlerdir. Fakat kısa bir süre sonra, bu büyük kıtalar yer hareketleriyle, daha küçük kıtalara ayrılmışlardır ve böylece bölgelerde yaşayan hayvanlar değişmiştir.
9 Şubat 2010 Salı
Memeliler
YAVAŞ BİR EVRİM
Pelicosaurus 280 milyon yıl önce yaşadı. Sırtında kocaman bir yele bulunan bir büyük sürüngendi. Yelesini güneşe döndürerek kendisini ısıtabilirdi. Büyük vücudunu gölgeye saklayarak gerekliği zaman vücut ısısını azaltabiliyordu. Bunlar yok olmadan önce, bu sürüngenler Terapsidlere dönüştü
ler. Bunlar vücut ısılarını kolaylıkla kontrol edebiliyorlardı. Fakat atalarının yelelerini kaybetmişlerdi.
Çoğu Terapsidler yok olmuşlardır. Çünkü o zamanlar dünyada hüküm süren sürüngenlere yenilmişlerdi. Fakat, fareden büyük olmayan, ufakları yaşayabilin işlerdir. Bu hayvanlar, vücut ısılarını daha iyi kontrol edebilmeyi başardılar ve
o zamanlar, sürüngenler soğuktan korunmak için, geceleri, bir yere girme ihtiyacı duyarlarken bunlar dolaşabiliyorlardı. İkinci çağın sonuna doğru sürüngenler yokolma-ya başlayınca yeni hayvan türleri ortaya çıktı. Milyonlarca yıl sonra, memelilerin yayılması daha önce sürüngenlerin yayılması kadar hızlı oldu. Tik birkaç utangaç memeliden, halen bugün de yaşayan dört-bin memeli türü oluşmuştur.
MEMELİLERİ AYIRMA
Memelileri diğer türlerden ayırmamıza yardımcı olacak iki özellikleri vardır. Bu iki özellik, süt bezleri Bunun varlığı ve derisinin tüyle kaplı olmasıdır. Fakat çok ender de ol'sa bazı durumlarda tüy yoktur. Bu'nun yanında, memelilerde yavrular ana karnından çıkarlar (yumur- tadan çıkmazlar) ve doğar doğmaz Her büyük halinin minyatür bir kopyası halindedirler. Diğer omurgalılar suda yavru doğuran çok az tür vardır.
Bu iki ana özellikle beraber, memelilerin daha birçok tipik özellikleri vardır. Fakat bu özellikler o ilk tiki özellik kadar geçerli değildir. Aşağıdaki keçi, o geviş getiren hayvanlara tipik bir örnektir.
Kalp
Her memelinin kalbi dört boşluğa ayrılmıştır. Kalbin, sağı ve solu birbirinden tamamen ayrılmıştır. Bu sebepledir ki, atar damardan giden kanla, toplar damardan gelen kan hiçbir zaman karışmazlar
Boyun omurgası
Sirenia ve Edentata takımına ait türler hariç, bütün memelilerde, boyun uzunluğuna bakmaksızın, yedi omurga kemiği vardır. Bu durum zürafanın boynunda bile geçerlidir.
Çoğu geviş getiren hayvanla (örneğin keçi) süt bezleri, hayvan memesi denilen torba gibi bir yapıda toplanmışlardır. Memeliler bu ismi, süt bezlerinden dolayı almışlardır ve bu kelime Latince'de. martıma kelimesinden gelmektedir.
Memelilerin derisi, diğer omurgalıların tersine, tüylü dokudur ve deride iki tip bez vardır: Bunlardan biri yağ bezleridir. Bu bez yağlı bir madde salgılayarak, tüyleri korur, diğer bez ise ter bezidir. Birçok artık, vücuttan, deri kanalıyla, ter aracılığıyla atılır; aynı zamanda, terin buharlaşması sonucu oluşan soğukluk, vücut ısısını ayarlar.
Hayvanların Sınıflandırılması
| Melek balığı | 15. Kaplumbağa | |
| Ayı | 16. Köpek balığı | |
| Yengeç | 17. Kurbağa | |
| Kelebek | 18. Kobra | |
| Sülük | 19. Eşek arısı | 23. Kedi balığı |
| Denizanası | 20. Çakal | 24. Hamamböceği |
| ). Penguen | 21. Devekuşu | 25. Fok balığı |
| 1. Şahin | 22. Goril | 26 Tilki |
Bazıları yüzebilir, bazıları uçabilir ve diğerleri yürüyüp zıplayabilir, Büyük hayvanlar ve küçük Hayvanlar vardır. Her hayvanın kendi şekli ve disine has özellikleri vardir.
TÜR NEDİR?
Yukarıdaki örnekte iki hayvan aynını türdendir. Bunlar, 13 numaralı (kurt) ve 20 numaralı (çakal) olan vardır, ikisi de kurt türündendir. Fa kat nasıl emin olabiliriz? iki hayvanın aynı türden olduğunu hangi kurala göre söyleyebiliriz.
Bu çok zor bir sorudur ve bugün ne kadar hâlâ tatmin edici bir cevap bulunamamıştır. Fakat, bütün jeologlar bütün hayvanların doğal gruplara ayrılabileceklerine inanıyorlar. Aynı türden iki hayvan, kar
şı cinsten oldukları zaman çiftleşe-bilirler ve çocuk doğurabilirler.
Bu tanım çoğu durumda geçerlidir. Fakat her durumda geçerli değildir. Örneğin, ayrı türlerden olan at ve eşeğin çiftleşmesinden katır çıkar. Bu durumda, türlerin hakkındaki bilimsel tanım geçerli olamıyor. Fakat biraz daha ileri gider sek, bu teori çok daha başarılı olur
Katır güçlü ve dayanıklı olmasına rağmen kısırdır (Çitleşemez). Bu nedenle, iki hayvan çiftleşebilir ve çocuk doğurabilirse ve yavruları da kısır değilse, aynı türdendir.
Kurt, İtalya'da lupo olarak bilinir. Fransa'da loup ve İspanya'da lo-bo. Fakat dünyadaki herkesin kurt kelimesini anlaması için, hayvanlar ve bitkiler dünyasındaki diğer şeyler gibi, kurta da uluslararası bir isim verilmiştir; canis lupus. Bu iki isim de Latince kelimeden gelmektedir ve bu isimler bütün dünya tarafından kabul edilmiş ve bilim alanında geçerli tek isimdir. Hayvanları iki Latin ismiyle çağırma fikri İsveçli büyük doğa bilimcisi Linnae-us tarafından ortaya atılmıştır. Hayvanları bu şekilde isimlendirme sistemi, 1758'den beri kullanılmaktadır ve bu sistem Systema Naturae kitabında açıklanmıştır.
Sistem ve kategoriler
Her hayvana iki isim verilmesi, eğlence değil çok büyük bir gereksinmeden dolayıdır: Türleri gruplama ve daha küçük kategorilere ayırmak için. Yani lupus (ikinci kelime), kurtun asıl ismidir ve bu isimin başında, Canis kelimesi vardır. Canis, bir çeşit, kurdun soya-dıdır. Çünkü bu isim birbirine benzeyen hayvanlara verilen genel isimdir. Örneğin, ev köpeği canis familiaris, çakal, canis latrans; dingo, canis dingo ve sırtlan, canis mesumelas'dır. Yani, lupus türü belirlerken (kurt), Canis (ilk harfi büyüktür) daha yüksek bir kategor iyi
kategoriyi gösterir; cins. Lİnneaus'un Systema Naturae adlı
kitabından dolayı, Systema isnl verilen karmaşık sıralama bilimi daha başka birçok kategori kulF;] nır. Büyüklük sırasına göre ani kategoriler: Tür, cins, aile, takırrl sınıf. Fakat aynı türden olanlar h«l zaman birbirleriyle aynı değildirlej
Bu durum, bu türden olanlarl farklı yer ve zamanlarda yaşam I larından dolayı ortaya çıkar (Hal van türleri bulundukları çevrejl uymaya çalışırlar). Bu nedeni* hayvan türleri daha küçük sınıflar! (alt türlere) ayrılır ve bu durumdl üçüncü bir Latin ismi koyulur. Cİ neğin insanın bilimsel ismi (Hom| sapiens, sapiens).
TÜRLERDEN KRALLIĞA
Aşağıdaki örneklerde daha yüksek
kategorilere çıktıkça (türlerden
krallığa) hayvanların birbirlerinden
daha farklılaştığı görülmektedir.
Türler
Birbirlerine benzeyen hayvanlar
aynı türdendiler ve bunlar başka türlerden bazı özellikleriyle ayrılırlar. Örneğin, kurt diğer benzer türlerden farklıdır. Çünkü, daha büyüktür, burnu uzundur, güçlü kafası vardır. Kalın bir kuyruğu vardır ve sarımsı kahverengi renklidir.
Cins
Türlerin en sunî kategorisi olan cins, birbirine benzeyen türlerden oluşmuştur. Kurtun içinde bulunduğu Canis türünde sekiz memeli vardır. (Köpek, çakal, sırtlan, din-go ve kurt).
sunî kategorisi olan î benzeyen türlerden Kurtun içinde bulun-üründe sekiz memeli ık, çakal, sırtlan, din-
Aile
Aynı cinsten oluşan gruplara aile denir. Genellikle aileye verilen isim, bu aileyi en iyi simgeleyen cinsin ismine 'idae', harfleri getirilerek oluşturulur. Bu nedenle kurtun bulunduğu aileye 'Canidae' denir.
Takım
| Sınıf, doğal ve sistematik bir kategoridir. Çünkü, bu gruba dahil |
Bu birbirleriyle ilişkili ailelerden oluşan bir gruptur ve türler gibi kesin bir kategori değildir. Örneğin, aşağıdaki örnekte, kurt, fok balığı ve diğer etobur memeliler gösterilmiştir ve bunlar Carnivores (etobur) takımına aittirler.
olanlar iyi tanımlanmış ve koli ayırdedilebilen hayvanlardır. £ lara örnek olarak mammalia ı meliler), aves (kuşlar) ve rer. (sürüngenler) verilebilir.
Filum
Bu tip çok büyük sistematik k goridir. Bu gruba ait olan sini daki türler farklıdır. Fakat yinı bazı ortak özellikleri vardır, bağlılık hayvanların anatomik pılarından doğmaktadır. Örne omurgalılar (omurga kemiği c lar) veya omurgasızlar.
Krallık
Bu en büyük sistematik kateç dir. Bütün yaşayan organizm iki krallığa ayrılırlar, hayvanla, bitkiler.
BELİRLEME
'Zoeloglar hayvanları evrim tarihlerine göre ve çeşitli iç ve dış etkenleri dikkate alarak sıralarlar. Fakat, Sıralama yaptıktan sonra, jeologların sorunu türleri tanımlanabilir Sapmak oldu. Sonsuz hayvan lisesine bakmak ve hepsinin özellik-<I>İ</I><I> </I>erine bakarak, gruplamak imkânsızdır, çünkü çok fazla hayvan var. Bir milyondan fazla tür biliniyor).
3u nedenle zoologlar ikiye ayıra ayıra, adım adım ilerleyerek türle-i tanımlamışlardır ve anahtarlar çı-«armışlardır. Bu nedenle bir haydanın hangi filuma ait olduğunu mnlamak için ikili anahtarlar vardır, puradan filumalar ayrıldıktan son-
ra sınıfı, buradan da takımı ve diğerlerini çıkardılar.
Bu tanımlamaların nasıl işlediğini anlamak için aşağıdaki örneğe bakın. Buradan, Panthera cinsine ait olan beş büyük kediyi ayırt etmek mümkündür. Örneğin bir aslanı ayırt etmeniz gerektiğini düşünün ve iki tanımı olan, birinci sayıdan başlayın: Düz veya desenli bir deri, doğru alternatifleri seçin, oklar sizi doğru isme götürecektir: Panthera leo.
Fakat, diğer tarafta, leoparı tanımlamak isteseydiniz daha uğraşmak zorunda kalacaktınız. İlk tanımla-
mayı seçtikten sonra (düz veya desenli olması) ikinci bir tanımı seçmek zorunda kalacaksınız: noktalı veya çizgili.
Leoparın derisinin noktalı olduğunu saptadıktan ve okları takip ettikten sonra, hayvanın noktalarının çok belirli olduğu ve hatta karnında bile (üç numaralı özellik çifti) noktaların bulunduğunu göreceksiniz. Aynı zamanda, en büyük noktalarının merkezinde bir işaret olmadığını (dördüncü özellik çifti) fark edeceksiniz. Bu noktada ok, başka bir özellik çiftini göstereceğine hayvanın ismini gösterir: Panthera pardüs.
Uzak geçmişte, bazı sürüngen çeşitleri sert iklime bugüne kadar, hayvan dünyasında eşi görülmemiş bir şekilde tepki gösterdiler. Vücut ısılarını yükselttiler. Bugün, bu eski türler dünyamızdan kayboldular. Fakat bunların ufakları kaldılar. Milyonlarca yıl önce yokolan bu eski sürüngenler Terapsidlerdir. 250.000.000 yit önce, üçüncü çağda dünyada çok yaygındılar.
PELİCOSAURUSTAN MEMELİLERE
Memeliler eski sürüngenlerin to runlardır. Bu sürüngenler Pelicosaurus ve Terapside grubundandı-lar. Bu, hayvan gruplarının özetidir.
Pelicosaurus: ilk çağın sonlarında yaşadı ve sırtında çok büyük bir kemik yapısı vardır.
Terapside: Genellikle ikinci çağın Terapside ilk yarısında yaşadılar. Bunlar büyük bir olasılıkla vücut ısılarını kontrol edebiliyorlardı. Memeliler: İkinci çağın ortalarına doğru ortaya çıktılar; vucüt ısıları- Memeli nı tamamen kontrol edebiliyorlardı. Bu durum; bu memelilerin, sıcaklık ve soğukluğa bakmaksızın bütün dünyaya yayılmalarına ve yaşayabilmelerine sebep oldu.
Enerji
Enerji çesitleri
Birçok enerji tipi vardır ve bunlardan bazıları diğer tip enerjiye çevrilebilirler. Basştada sölyledigimiz gibi güneşten gelen nükleer enerji bitki ve hayvanlar yolu ile insanın yiyeceği haline gelmektedir. Böylece, nülleer enerji yük hayvanları bitkileri yiyince beygir gücüne ve insanlar tarafından yenince insan gücüne dönüsmektedir.
Diğer bir yağgın enerji bicimide elektirik enerjisidir. Elektirik enerjisi elde etmenin yolu s gücünün kullanıldığı barajlardır. Elektriği elde etmenin diğer bir yoluda petrol gaz ve kömürüm yakıldığı termik santrallerdir. Gel git olayıda günümüzde elektrik üretiminde kullanılmaktadır. En yeni güç istasyonlarında nükleer enerjiden yararlanılmaktadır. 20. yüzyılın başında atom parçalanabildi. Sonrada bir zincileme reaksiyonla güçlü bir elektrik kaynağı oluşturabildi. Bu güç ilk olarak ikinci dünya savasında japonyada nagazaki ve hiroşimaya atom bombası atılarak kullanıldı. Günümüzde nükleer güç elektrik elde etmenin yanında tıpta ve ulaşımda da kullanılmaktadır. tıpta kansere yol acan bazı hüçrelerin ölmesi için radyo aktiviteden yararlanılmıştır.